İştahsızlık

| Son gözden geçirme: 04/04/2011
Yazdır

İştahsızlık yemek yeme isteğinin yitirilmesidir. Bu isteksizliğe bağlı olarak kişide kilo kaybı da görülür. İştahsızlık konusunu ele almadan önce açlık kavramının tanımlanmasında yarar var­dır. Açlık insanı yemek yemeye iten bir fizyolojik uyarı olarak tanımlana­bilir. Kan şekerinin düşmesinden (hipoglisemi) ve midenin açlık kasılma­ları denen güçlü kasılmalarından kaynaklanan bir duyumdur. Başlangıçta önce midede bir boşluk ve güçlü bir yeme isteği duyulur. Daha sonra gittikçe şiddetlenerek ağrılı olmaya başlayan mide kasılma­ları yemek yenene değin sürer. Açlık duygusu az miktarda besinle bastı­rılabilir, ama vücuda gereken enerjiyi karşılayacak miktarda kalori içe­ren besin alınmadıkça giderilemez. Açlık duygusu insana yalnız ne zaman değil, aynı zamanda ne kadar yemek yiyeceğini de bildirir. Dola­yısıyla yalnızca mideyi doldurmaya değil, enerji gereksinimini de karşı­lamaya yönelik bir uyarıdır. Bu duygu hipotalamusta bulunan sinir mer­kezlerince düzenlenir. Bunlardan biri açlık, öbürü tokluk merkezidir. Birincisinin uyarılması açlık, ikincisinin uyarılması doyma duygusuna neden olur ve daha çok yeme isteğini engeller.

İştahİŞTAHSIZLIK

Açlıkla karşılaştırıldığında iştah ruhsal etkenlerin çok daha ağır bastığı bir duygudur. İnsan deneyimleri sonucu hoş ve güzel olduğunu bildiği bir yiyeceğe karşı derin bir istek duyar. Hoşlandığı yiyeceği düşündüğünde mide ve tükürük salgılan artar. Yemek seçiminde kalıtsal etkenler de rol oynar. Böylece iştahın ortaya çıkmasında deneyime bağlı ve deneyimden bağımsız etkenler birleşir. Genellikle alınan ilk lokmalar iştahı açar. “İştah iki dişin arasındadır” atasözü bu gerçeği yansıtır. Çevresel uyarılar da hem mide mukozasını, hem de midenin kas katmanını etkiler. Tatsız bir yiye­ceğin ya da bir başka maddenin kokusu, kas gerginliğini azaltarak mideyi gevşetir ve iştahın karşıtı olan bulantıya yol açar. Buna karşılık iştah verici yiyeceklerin kokusu ve görüntüsü mide gerginliğini artırır.

Tokluk doyurucu bir öğünden sonra beliren hoşnutluk duygu-sudur. Bu duygunun ortaya çıkış mekanizması tam olarak bilinmemektedir. Yemeğin başında insanın hoşuna giden tat ve kokular doyduktan sonra insana itici gelebilir; bu durumda aynı yiyecek­ler başlangıçtakinin tam tersi bir etki yaratır. Etkinin süresi de öğünün doyuruculuk derecesiyle orantılıdır. Beynin tabanındaki hipotalamus ad­lı bölgede açlık ve tokluk merkezleri bulunur. Bu merkezler organizma­nın çeşitli yerlerinden kan şekerinin düşmesi, kan sıcaklığının azalması ve mide kökenli uyarılar gibi birçok uyarı alır. Su içme isteğinin de ben­zer süreçlerle, besin alımını düzenleyen merkezler tarafından denetlendi­ği anlaşılmaktadır.

Açlık-tokluk denetimi çok yönlü bir süreçtir. Alınan besin miktarının kasların yaptığı işle orantılı olması da böyle çok yönlü bir denetimin varlığını göstermektedir. Oturarak çalışan bir insanın günde ortalama 2.500 kaloriye eşdeğer besin alması gerekir. Oysa aynı yaşta, aynı be­densel yapıda, ama ağır bir işte çalışan birinin günlük besin gereksinimi 6 bin kaloriyi bulur.

---------- r e k l a m ----------

Psikolojik Etkenler

İnsanın beslenme alışkanlıkları yalnızca gerçek besin gereksinimine değil, aynı zamanda ruhsal-duyusal etkenlere de bağlıdır. Yiyeceklerin rengi, kokusu ve tadı insanların iştahını kabartır ve gerçek gereksinimlerinin ötesinde de yemek istemelerine yol açar. Yemekten sonra insanın tok olmasına karşın tatlı ya da dondurma yemesi buna örnektir. İnsanın beslenme konusundaki davranışlarında kişisel yeğlemelerin yanı sıra toplumsal ve kültürel etkenler de rol oy­nar. Psikolojik etkilenmenin toplumdan ve kültürden kaynaklanan yanları da vardır. Bu nedenle beslenme son derece karmaşık, basit bir açıklaması bulunmayan bir davranıştır.

Meme emme yenidoğana beslenmenin yanı sıra sevgi, şefkat, anne kucağında korunma ve güven duygusu da verir. Emzirme düzeni aynı zamanda bebekte zaman kavramının gelişmesine de katkıda bulunur.

Aile bireylerinin, bir arkadaş grubunun, dinsel ya da dindışı toplulukların birlikte yemek yemesi toplumsal açıdan önem taşır. Birçok kültürde birlikte yemek yeme, bireyler arasında iletişim kurulmasına yarayan ve bir gruba ait olma duygusunu pekiştiren temel bir davranıştır. Kutlama ve iş yemekleri, ziyafet ve iftar sofraları, geleneksel yemek gün­leri, yakınlığın açık bir anlatımı olarak birlikte yemeğe çıkmak hep beslenme eyleminin toplumsal iletişim aracı olarak değerini ortaya koyar.

Yazdır

İlginizi çekebilecek diğer başlıklar:

Etiketler: , , , ,

Kategori: BELİRTİLER

  • RSS
  • Twitter
  • Facebook
  • YouTube