Şeker Hastalığı (Diyabet)

| Son gözden geçirme: 25/04/2011
Yazdır

Şeker Hastalığı (Diyabet Mellitus), sıkça sadece diyabet olarak bilinir. Bu tür diyabet hastalığı insülin yetersizliğinden ya da vücudun insüline yetersiz cevabından kaynaklanır. Diyabet İnsipiduz daha nadir rastlanan ve daha farklı bir durumdur.

Vücuttaki bütün hücreler şekere özellikle glikoz türünde şekere enerji kaynağı olarak ihtiyaç duyar. İnsülin hormonu, hücrelerin kandan şekeri alabil melerine yardımcı olur. Diyabet Mellitus hastalığında ya pankreas yeteri kadar insülin üretiyordur ya da vücut hücreleri insülin etkisine direnç geliştirmiştir.

Her iki durumda da sonuç aynıdır: Vücut hücreleri kandan glikozu alamadığından dolayı kan glikoz seviyeleri yüksektir.İnsülin, mide ile spinal kord arasında yer alan yumuşak bir organ olan pankreas tarafından üretilir. Pankreas, yemek ya da atıştırma sonrası insülini kan dolaşımına bırakır. Kan şekeri seviyesi arttıkça, pankreas daha fazla insülin salgılar ve vücut hücreleri daha fazla glikozu hücre içine alarak kullanır. Eğer kan şekeri seviyesi fazla miktarda düşerse insülin salimim durur ve diğer dört hormon (kortizol, glukagon, büyüme hormonu ve epinefrin) dolaşıma salınır. Bu da karaciğerin kan dolaşımına glikoz t serbestleştirmesini sağlar.

Normal koşullar altında kan glikoz seviyesi 65-120 mg/dL arasında, uzun süren gıda alımsız periyotlara ya da ani şeker yükselmelerine rağmen dengede tutulur.

Buna rağmen, diyabet hastalığında bu benzersiz denge bozulmuştur; kan şekerinin çok yüksek olması, yüksek insülin düzeylerine ve yüksek kan şekeri seviyesini düşürmek için alınan yüksek dozda ilaçlar ani çok düşük kan şekeri seviyelerine neden olmaktadır.

---------- r e k l a m ----------

Diyabet, kimi zaman seyrek, kimi zaman sürekli semptomlar üretir. Aynı zamanda bir takım ciddi hastalıkların ihtimalini de arttırabilir. Örneğin, diyabetli yetişkinler, diyabetli olmayanlara göre, iki kat daha fazla felç ve ölümcül kalp krizi riski taşır. Diyabet, böbrek yetersizliği ve körlüğün de başta gelen nedenlerinden biridir.
Diyabet çoğunlukla yaşlı yetişkinlerde olmasına rağmen, Ameri¬kalı çocuklarda en yaygın kronik hastalıklardan biridir

  • Diyabet Türleri

Diyabet Mellitus’un üç çeşidi vardır:

  • Tip-1 diyabet (insüline bağlı diyabet mellitus)
  • Tip-2 diyabet (insüline bağlı olmayan diyabet mellitus)
  • Gebe diyabeti

Tip-1 diyabet bir otoimmün hastalığıdır , ve bu hastalıkta, immün sistem yani bağışıklık sistemi, pankreas’ın insülin üreten hücrelerine saldırır. Sonuç olarak, pankreas gittikçe daha az insülin üretir.

Yıllar ya da aylar içinde immün sistemin pankreasa atağı yavaş yavaş gerçekleşir. Hâlâ yeterli insülin üretimi vardır; diyabet semptomları henüz gelişmemiştir.

Fakat er ya da geç, vücut yeterli insülini üretemez hale gelir. Kan şekeri (glikoz) tehlikeli yüksek seviyelere çıkar. Pankreasın üretemediği insülin günlük insülin, iğneleriyle yerine koyulmak zorunda kalınır.

Tip-1 diyabet genellikle; 35 yaştan önce, çoğu kez 10-16 yaş arasında ortaya çıkar. Kadın ve erkeğe aynı derecede etki eder. Diyabetiklerin yaklaşık %10 ile %5′i tip 1 diyabete sahiptir.Araştırmacılar tip-1 diyabetin virüslerin ve kalıtımın kombinasyonu sonucunda oluşabileceğini düşünüyorlar. Bir teoride, tip-1 diyabetlilerin bir virüsün açığa çıkmasını tetikleyici bazı otoimmün hastalıklarına genetik olarak zayıf oldukları şeklindedir.

Virüsler şüphelendirir, çünkü diyabet kimi zaman bir virüs enfeksiyonundan sonra başlar. Koksakivirüs bazı vakalarda zanlı olarak tanımlandı. Diğer araştırmacılar, bir takım toksinlere maruz kalmanın tetikleyebileceğine inanmaktadır. Bazı araştırmacılar da, inek sütündeki proteinlere bir çocuğun maruz kalmasının, diyabete yol açıp açmayacağım sorgulamaktadır.

Tip-2 diyabet, diyabetin en yaygın olan türüdür. Diyabetiklerin en az %90′nın tip-2 diyabeti vardır. Bu türde, vücut hücrelerinin insüline (insülin direncine) duyarlılığı azalır. Normalde insülin bir hücreye tutunduğunda, hücrenin içine, glikoz taşıyıcıları adı verilen kimyasal lara, hücredeki glikozu almalarını söyleyen bir sinyal gönderir. Sinyali engelleyen insülin direnci ve kandan yeterli glikozu alamayan hücreler. Bu durum pankreasın daha çok insülini üretmesini sağlayan kan şekeri seviyesilerinin yükselmesine neden olur.

Yıllar ya da aylar boyunca pankreas, insülin direncini kırmak için fazladan insülin üretimi yapar. Kan şekeri seviyesi nispeten normalde kalır ve semptomlar yoktur. Fakat eninde sonunda, insülin direnci güçlenir ve pankreas fazla insülin üretmekten tükenir. Bu noktada, kan şekeri seviyesi normalin üstündedir ve semptomlar başlar.

Tip-2 diyabet en çok 40 yaş üstünü etkiler. Obezite tek başına en önemli nedendir. Tip-2 diyabe-tiklerin dörtte üçü aşırı kiloludur. Tip-2 diyabetin kalıtımla bağlantısı tip l ‘e göre daha kuvvetlidir. Afrika kökenli Amerikalılar, İspanyollar, ve yerli Amerikalılar yüksek risk grubundadır.

Gebe diyabeti. Bazı hamile kadınlarda yükselen kan şekeri gebe diyabeti’ne neden olur. Bununla beraber, doğumdan sonra kan şekeri seviyeleri genellikle normale döner. Gebe diyabeti olan kadınlar gelecekte tip-2 diyabete yakalanma riski taşırlar.

  • Belirtiler

Diyabete neden olan pek çok farklı semptom vardır. Bazı semptomlar yüksek kan şekerinden kaynaklanır, bazılarına da vücudun farklı bölgelerinde oluşan diyabet hasan neden olur. Çok fazla şeker düşürücü tedaviden (insülin ya da tabletlerle) kaynaklanan düşük kan şekeri nedeniyle de semptomlar görülebilir.

Semptomlar çoğunlukla seri halde gelişir. Tip-1 diyabeti olanlar daha çok idrar çıkarır, susar, ve idrara çıkmanın, kusmanın artması nedeniyle birkaç günün içinde hızla su kaybeder. Kanda yüksek seviyelerde asit birikir. Sarsılan kişi, bilincini kaybedebilir ve hemen tedaviye başlanmazsa ölebilir.

Semptomların birden başlaması ya da oldukça ciddileşmesi tip-2 diyabet için olağandışıdır. Kafa karışıklığına, güçsüzlüğe, hemen müdahale edilmezse komaya sürükleyen, hiperosmolar komanın neden olduğu seyrek durumun dışında.

Susuzluğun ve idrar çıkarmanın artması Kanda aşın yüksek seviye¬lerde glikoz biriktiğinde, glikoz vücut dokularından ve kandan su çeker. Böbrekler kandaki fazla suyu algılar ve onu atılan suya, idrara dönüştürür. Artan susuzlukla beraber, idrara çıkmadaki artış nedeniyle vücut susuz kalır.

Azalan enerji ve artan iştah. Diyabette, insüline direnç ya da yetersiz miktarlardaki insülin nedeniyle, vücut hücreleri yeterli glikozu alamaz. Hücreleriniz yeterli enerjiyi alamadığında da enerjinizin olmadığını hissedersiniz. Ve hücreleriniz yeterli gıda alamazsa, aç hissedersiniz.

Ayrıca, diyabet böbreğe hasar vermeye başladığında, böbrekRetînopatilerin vücut artıklarını ve toksinleri temizlemekteki yetersizliği enerji kaybına neden olur.

Kilo kaybı. İştahın artmasına rağmen kilo kaybedebilirsiniz. Çünkü vücut hücreleri, enerji için yeterli glikozu alamaz, glikoz yerine enerji için yağı kullanır, vücudun yağ stoklarını tüketirler.

Görme problemleri. Diyabet, tedaviyle hafifletilebilen geçici göz bozukluklarına neden olabilir. Ancak, uzunca bir süre ilgisiz kalınırsa, kalıcı göz bozukluktan yaratabilir.Karıncalanma hissi ve acı Tedavi edilmeyen diyabet sinirlere zarar verir; his ve acı yitimine (özellikle ayaklarda ve alt bacaklarda) yanma hissine neden olur.

Kafa karışıklığı ve bilinç kaybı. Tip-1 diyabet sadece, ciddi su kaybına ve yüksek kan şekerine neden olan şiddetli insülin yokluğu değildir, aynı zamanda kanı asitlendirir ve başka metabolik anormalliklere neden olur. Tüm bu anormalliklerin karışımı ise sürmenaja, kafa karışıklığına, bulantıya, kusmaya ve en sonunda da bilinç kaybına ve ölüme neden olur. İnsülinle ve intravenöz sıvılarla (ve bazen bir takım minerallerle) tedavi bu semptomları tersine çevirebilir, tabi ki tedavi ne kadar kısa sürede başlarsa…

Tip-2 diyabet de, yüksek kan şekeri ve ciddi susuzlukla birleşen benzer semptomlara neden olur. Fazla ilaç kullanmaktan (insülin ve bir takım diyabet ilaçlan) kaynaklanan son derece düşük kan şekeri de benzer semptomlar üretir.

  • Komplikasyonları

Diyabet Amerika’da sakatlığın ve ölümün en başta gelen nedenler inden biridir. Diyabetin komplikasyonları kalbi, gözleri, böbrek¬leri, kan dolaşımını, sinirleri ve deriyi etkiler. Bu ciddi komplikasyonlar her diyabetin kaçınılmaz sonucu değildir.

Tip-1 diyabet için açıkça görülüyor ki, kan şekeri seviyenizi sıkı kontrol altında tutarak komplikasyon riskini azaltabilirsiniz. Kanıtlar çok güçlü olmamasına rağmen, pek çok uzman bu durumun tip-2 diyabet için de gerekli olduğunu düşünüyor.Birbirini takip eden komplikasyonlar bir uzmanın yardımıyla saptanabilir, müdahale edilebilir ve yönetilebilir.

Retinopati: Retinopatİ, yüksek kan şekeri seviyesi, gözün arkasını kaplayan ışığa duyarlı retinanın küçük damar yollarına zarar verdiğinde oluşan ciddi bir problemdir. Yılda en az bir kere diyabetik göz muayenesi için bir göz doktoruna gidilmelidir. Doktor, lazer tedavisiyle kontrol altına alınabilinen retinopatiyi erken teşhis etmekte yardımcı olmak için, retinanızın düzenli fotoğraflarını çeker ve flüoresan anjiyografi adı verilen testi yapar.

Nefropati: Nefropati, böbreklerin vücudumuzdan atığı atabilme yeteneğinin azalması, narin filtreleme sisteminin hasar görmesidir. Diyabetin böbreklere verdiği hasar, eğer yüksek tansiyonunuz da varsa, ağırlaşır. İdrarınızdaki albümin proteinini izleme testi diyabetteki böbrek hasarını erken teşhis etmeye yarar. Eğer diyabetiniz varsa, böbrek hastalığının erken sinyallerini alabilmek için yılda bir kere kan ve idrar testi yaptırmalısınız.

Böbrek hasarı geri döndürülemez, fakat kan şekerini ve tansiyonu kontrol altında tutarak daha fazla hasarın önüne geçilebilir.

İdrar yolu enfeksiyonlarına hemen müdahale edilmesi de böbrekleri korur. Üzerine gidilmeyen diyabet, çoğunlukla böbreklerin iflasına neden olur, diyaliz ya da böbrek nakli gerektirebilir.Kalp damarlarında ateroskleroz: Anjine, kalp krizine ve kalp yetmezliğine neden olan ateroskleroz, çoğunlukla diyabetiklerde görülür. Kan şekerinizi kontrol altında tutmak, aterosklerozu önlemekte bir miktar yardımcı olacaktır.

Kalp damarlarında ateroskleroz: Anjine, kalp krizine ve kalp yetmezliğine neden olan ateroskleroz, çoğunlukla diyabetiklerde görülür. Kan şekerinizi kontrol altında tutmak, aterosklerozu önlemekte bir miktar yardımcı olacaktır. Eğer diyabetikseniz, kolesterol ve tansiyonunuzu kontrol altında tutmak çok daha önemlidir, çünkü yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol diyabetiklerde koroner arter hastalığının başlıca nedeni olarak görülmektedir.

Periferik arter hastalığı: Periferik damar hastalığı olarak adlandırılır. Çoğunlukla diyabetiklerde görülen ateroskleroz kaynaklıdır. Periferik arter hastalığı, arterlerdeki, özellikle beyin, bacak ve ayaklardaki dolaşımı azaltır. Yaşlanmanın bir sonucu olarak pek çok insanda görülür, fakat yüksek kan şekeri seviyeleri hastalığın hızını artırır.

Bu durum felçlere, özellikle bacaklar ve ayaklarda iyileşmeyen yaralara ve ampütasyona varan kangrenlere neden olur.

Nöropati: Nöropati ya da sinir hasarı, hangi sinirlerin hasar gördüğüne bağlı olarak iki biçimde oluşur. Periferik nöropatide, uyuşukluğa, sarsaklığa, vücudun bir bölgesinde ya his ya da acı kaybına neden olan, duyuları kontrol eden sinirler hasar görür.

Ayak problemleri: Birçok nedenden dolayı, ayak ülserlerini ve ayak yaralarını kapsayan ayak problemleri, diyabetikler arasında yaygındır. Sinir hasarı, büyüyen bir iltihaptan sizi habersiz bırakacak kadar his kaybı yaratabilir. Büyüyen iltihaplar zor iyileşirler çünkü kan akışı azalır. Diyabetiklerde yara enfeksiyonları çok kolay gelişir. Kangren ve ampütasyona neden olan ciddi iltihaplanmalar asla iyileşemeyebilir.

Ayaklarınızı her gün yıkamalı, yaralar ya da enfeksiyon sinyallerine karşı dikkatle muayene etmelisiniz ve eğer şüpheli herhangi bir şey bulursanız, doktorunuza başvurmalısınız. Ayak hastalıkları uzmanı (podiatrist) tırnaklarınıza bakacaktır. Tırnaklar çok kısa kesilmemeli ve enfeksiyonu önlemek için düzenli kesilmelidir. Daima ayakkabı giyin ve iki hafta içinde geçmeyen ne türden yara olursa olsun mutlaka uzmanınıza görünün.

Enfeksiyonlar: Kan şekeri çok yüksek olduğunda beyaz kan hücreleri enfeksiyonları ihraç etmekte etkin bir biçimde çalışamazlar. Diyabetikler özellikle deri üstü ve vajina içi mantar enfeksiyonlanna ve aynı zamanda kan çıbanlarına ve bakteriyel enfeksiyonlara meyillidirler.

  • Tedavi

Eğer diyabet semptomlarından herhangi biri varsa, size fizik muayene uygulayacak, kan ve idrarınıza şeker testi yapacak bir doktora gitmelisiniz. Kanınızda ya da idrarınızda kan şekeri seviyesi normal çıkmazsa, doktorunuz kanınızı tekrar test edebilir. Test, yemek yedikten iki saat sonra ya da bir gecelik açlıktan sonra ya da glikoz toleransı testi formatında yapılmalıdır.

Glikoz toleransı testinde, size içmeniz için şekerli su verilir ve beş saat süresince kan şekeri seviyeleriniz ölçülür. Kandaki yüksek glikoz seviyesi diyabetiniz olup olmadığını belirler. Doktorunuz ayrıca, çoğunlukla tip-1 diyabetlerde oluşan yağ parçacıklarının, ketonların, olup olmadığım anlamak için idrar testi yapabilir.
Diyabet iyileştirilemez, fakat doğru tedaviler komplikasyonları ve semptomları büyük oranlarda azaltabilir.

Başka bazı özel koşullar dışında, tedavi ekibi üzerinde en önemli kişi diyabetli kişidir. Siz eninde sonunda hastalığını, büyük bir dikkatle ilacını, egzersizini, diyetini kontrol etmesi gereken kişi olacaksınız

Başlangıçta bu durum caydırıcı gelebilir, fakat çoğu kişi diyabetini yönetmeyi öğrenir ve çok kısa bir süre içinde de basit ve kolay gelir.
Atılması gereken en önemli adım (ve sizin de ilk yapmanız gereken şey) hastalık hakkında bilgilenmenizdir. Uzman doktorunuz, hemşireler ve diğer sağlık görevlileri hastalık hakkında sizi bilgilendireceklerdir.Uzmanınız size bir tedavi planı yapacaktır, düzenli egzersizler verecektir, sizinle düzenli bir şekilde ilgilenecek, insülininizi, glikoz seviyelerinizi denetleyecek ve uzun vadeli komplikasyonların semptomlarını araştıracaktır. Amerikan Diyabet Vakfı yararlı bilgiler sağlayabilir.

Diğer uzmanlar da diyabetle ilgili problemlerle uğraşır. Göz doktoru, diabetik retinopati gelişme ihtimaline karşı düzenli göz muayenesi yapar. Ayak hastalıkları uzmanı (podiatrist) ayak bakımını sağlar. Diyetisyen (beslenme uzmanı), tıbbi ihtiyaçlarınıza uygun diyet planlamasında yardımcı olur. Eğer böbrek fonksiyonları bozuluyorsa, bir nefroloji uzmanının (nefrolog ya da böbrek hastalıkları uzmanının) yardımına ihtiyacınız olacaktır. Tedavinin ilk amacı kandaki glikoz seviyesini normalleştirmek olmalıdır, uzun vadeli hedefleri ise olası komplikasyonlar önlemek ve ömrü uzatmak olmalıdır.

Ciddi diyabeti olan az sayıda kişi, pankreas nakli yaptırmaktan yararlanabiliyor. Çünkü pankreas nakli, doku uyumları tam olan bireyler arasında yapılmalıdır ve alıcılar vücuda nakledilen hücrelerin reddedilmesine karşı, yan etkileri olabilen, çok güçlü immün (bağışıklık sistemi) baskılayıcı ilaç tedavisi almalıdır.

Tip-1 diyabet için: Tip-1 diyabeti olan kişilerde kan glikozu seviyesini normalleştirmek için üç yol vardır: Vücudun üretmediği hormonu yerine koymak için her gün insülin iğnesi olmak, beslenme planı ve düzenli egzersiz yapmak. Doktorunuz sizi düzenli olarak muayene edecek ve gün içinde birkaç kere kan glikozu seviyenizi ölçmeniz gerekecektir.

İnsülin Tip-1 diyabetikler, kendilerine yapmayı öğrendikleri insülin iğnesine, günün farklı zamanlarında ihtiyaç duyarlar. Deri altına uygulanan iğneler bir süre sonra kısmen acısız ve rutin gelmeye başlar.

Enjekte edilebilen insülin orijinalinde, domuz ya da büyük baş hayvanın pankreas bezlerinden elde edilirdi, bugün kullanılan insülin ise, artan bir oranda, genetik mühendisliği tarafından üretilen insan insülinidir. İnsülin iğnelerinin; çok kısa süreli olanı (insülin lispro), kısa-süreli olanı (regüler insülin), orta-süreli olanı (isophane insulini ve çinko insulini) ya da uzun-süreli olanı vardır.

İnsülin iğnesi yapıldıktan sonra; 30-60 dakika (kısa süreli), 2-4 saat (orta süreli) ya da 4-8 saat (uzun süreli) arasında etkir. Çoğu kişide kısa ve orta süreli olanını birlikte kullanır.

Türü ve ihtiyacınız olan insülin miktarı, kan glikozu seviyenize ve ne kadar yükselip alçaldığına göre ayarlanır. Bu değişimler; kilonuza, diyetinize (türü, miktarı ve öğünlerinizin zaman), hareketliliğinize, duygusal durumunuza, vücudunuzdaki mevcut enfeksiyonlara ya da diğer streslere bağlıdır. İhtiyaçlarınız gün be gün farklılaşabilir.

Tip-1 diyabeti olanlar genellikle öğünlerin arasında uzun süreli, yemeklerden önce de kısa süreli insülin iğnesine gerek duyarlar.

Amaç, kan glikozu seviyesinin çok fazla düşmesini ya da çok fazla yükselmesini önlemek, yani normalde tutmak için yeterli insülini enjekte etmektir.

Doktorlar, enjekte etmek yerine solunarak alınan insülinin olası yan etkilerini ve verimliliğini test etmekteler. İnsülin yemekten önce solunur ve yemekteki şeker kanda yükselmeye başlarken hızla kana karışır. İlk denemelerin sonuçları olumludur.

Diyetin iki faydası vardır: Glikoz seviyelerini ve kiloyu kontrol etmek. Diyabetli kişiler için sağlıklı bir diyet, hastalığı olmayan kişilerle aynıdır, sadece kanınızdaki glikoz miktarının sabit kalmasını garantilemekte bu yol oldukça disipline edicidir. Karbonhidrat alımınızı izlerken dengeli bir diyet uyguladığınıza emin olun. Diyetisyeniniz özel kurallar getirecektir.

Düzenli bir öğün tablosu, kan glikozu seviyelerindeki ani iniş çıkışlardan kaçınır. Heıgün yaklaşık aynı miktarlarda yemeli, hergün yaklaşık aynı zamanlarda ana öğünlerinizi ve ara öğünlerinizi almalı, ve asla öğünlerinizi atlamamaksınız. Kilo vermeniz tavsiye edilirse, uzmanınızın ya da diyetisyeninizin önerdiği plana göre yemek yiyin. Egzersiz sadece kilonuzu korumak için değil aynı zamanda kan damarlarınızın, özellikle de hasar görmeye yatkın kan damarlarınızın sağlığı için önemlidir. Egzersiz yapan kaslar enerji üretmek için glikoz kullanırlar, böylelikle doğal olarak kan dolaşımındaki şeker fazlalığım kontrol altına almış olursuz. Aynca, egzersiz, şekerin etkin bir şekilde kullanımım gerektirdiği için vücut hücrelerini insüline karşı duyarlı hale getirir.

Egzersiz yaparken önemli olan aşırıya kaçmamaktır. Çok fazla egzersiz, düşük kan şekerine neden olabilir. Zaman ayarı önemlidir. Hafif bir ara öğünden (bir dilim ekmek, makarna ya da bir adet patates gibi) yarım saat sonra egzersiz yapmaya çalışın ve 4 saatten fazla yemek yemediy-seniz egzersiz yapmaktan kaçının.

Doktorunuz, yemek yeme, egzersiz yapma ve insülin iğnelerinizin koordinasyonunda size yardım edecektir.

Tip-2 diyabet için: Tip-2 diyabetiniz varsa, kan glikozu seviyelerinizi sadece diyet ve egzersiz ile kontrol edebilirsiniz.

Kilo vermek Tip-2 diyabeti olanlarda fazla kiloları vermek tedavide temeldir, diyetinizden kaloriyi azaltarak, egzersiz yaparak ya da her ikisini birden uygulayarak bunu başarabilirsiniz. Aşın kilolu ya da normal kilonuzun üst sınınndaysanız, ilk yapmanız gereken kilo vermektir. Bu durum, vücudunuzdaki insülinden aktif bir şekilde faydalanmayı gerektirdiği için, insülin direncini kırar.

Egzersiz hem kasların etkinliğini arttırarak hem de kilo vermenize yardımcı olarak insülin direncini kırar. Egzersiz, tip-1 diyabetlilere göre, tip-2 diyabetliler için daha çok önemlidir. Glikoz seviyesini sürekli sabit kılmakta ve kalp hastalığı riskini azaltmakta size oldukça yardımcı olabilir. Doktorunuz ya da diyet eğitmeniniz ile sizin için doğru olan egzersiz programını konuşmalısınız.

Ağız yoluyla alınan hipoglisemik ilaçlar Sıkı diyabetik diyet, düzenli egzersiz ve fazla kilolardan kurtulduktan sonra kan şekeriniz yüksek kalmaya devam ederse, ağız yoluyla alınan hypoglisemik ilaçlara gerek duyulabilir. Bu ilaçlar pankreası daha çok insülin üretmesi için uyarır ve hücrelerin insüline yanıt verme kabiliyetini arttırır. Günde bir ya da iki defa yemeklerden önce kullanılırlar. Ağız yoluyla alman ilaçlar glikozunuzu düzenlemez ve hiperglisemi semptomları görülürse, insülin iğnelerine ihtiyacınız vardır.

Ağız yoluyla alman hipoglisemik ilaçların tip-2 diyabetliler için kapsamı:

  • Sulfonylurea: Bu ilaçlar pankreasın insülin üretimini arttırır ve dokulan insüline daha duyarlı kılar. Glyburide, glipizide, glime-piride ve birkaç az etkili eski ilaçlan kapsarlar. Tip-2 diyabetlilerin yaklaşık %65’inde etkilidirler. Dozu yükseltildiğinde (öğünlerde aldığınız karbonhidrat mikta-nyla da orantılı olarak) düşük kan şekerine neden olabilirler.
  • Biguanide: Bu ilaçlar karaciğerin glikoz salimim ve üretimini azaltır ve dokuların insüline duyarlılığım arttırır. Bunlar da sulfonylurea’lar kadar etkilidir, fakat sadece tek bir ilaç türüyle iyileşmeyenler sulfonylurea’lar İle karıştırabilirler. Bugün kullanılan en temel biguanide metformindir. Metformin, çok fazla alkol içenler, böbrek ya da karaciğer hastalığı olanlar ve kalp yetmezliği sinyali verenler tarafından kullanılmamalıdır.
  • Glitazone: Nispeten yeni sınıf ilaçlardandır, hücrelerin kandan şeker alımını arttırarak, insülin direncini kırar (özellikle kas hücrelerinin). Bu ilaçlar aynı zamanda karaciğerin şeker üretim miktarını azaltarak, kanda şeker seviyelerinin düşmesine neden olurlar. Tek başına kullanılabilmelerine rağmen, ilaçlar çoğunlukla diğer ilaçlarla ya da insülinle birlikte kullanırlar. Troglitazone, glitazone’in eczanelerdeki ilk türüydü. Bu sınıfın ilaçlan, karaciğerde hasara neden olabilir, bu nedenle tavsiye edilen ancak diğer ilaçlar sonuç vermediğinde bunların kullanılmasıdır. Kişiler, sık sık karaciğer testi yaptırarak bu ilaçlan almalıdır.
  • Meglitinide: Bu ilaçlar da sulfonylurea’lar gibi davranır, insülin üretimi için pankreası uyarırlar. Diğer ilaçlarla birlikte kullanılabilirler. Bugün kullanımda olan meglitinide ilacı, repaglinide’dir
  • Acarbose: Bu ilaç, yiyeceklerden şekeri emmekle sorumlu bağırsak enzimlerinde barınarak etki eder. Acarbose, yemek yedikten hemen sonra, şekerin aşın yükselmesi sorununa yarar; yıllarca hastalıkla yaşayanlarda ve tip-2 diyabetin erken safhasındaki kişilerde bu problem oldukça yaygındır.
  • Heterocyclic ilaçlar: bu ilaçlar kan şekerini etkilemez, nöropatik diyabetin huzursuzluğunu gidermekte yardımcı olurlar. Ümit vadeden birkaç yeni ilaç gelişme halindedir ve çok daha etkili olabilirler.

Ne yiyebilirim? Diyabeti olan kişilerin, alışkanlıkların insanı olması gerekir. Kan şekeri seviyesini normal bir düzeyde tutmak için kan şekerini etkileyen üç faktörün -diyet, egzersiz ve ilaç- miktarını ve zamanlamasını düzenli bir şekilde uygulaması gerekir.

Düzensiz yemek yemek ya da vücudu glikoza aç bırakmak ve sonra büyük öğünlerle birden yüklenmek, kan şekerinde dramatik dalgalanmalara neden olur, metabolizmanızı yorar ve ne kadar ilaca ihtiyacınız olduğunu öngörmeyi zorlaştırır.

Gıda ve egzersiz aracılığıyla kan glikozunuzu düzenlemek için bazı ipuçları:

  • Hergün yaklaşık aynı miktarlarda gıda alın.
  • Hergün öğünlerinizi ve ara öğünlerinizi yaklaşık aynı zamanlarda yemeye çalışın.
  • Öğünlerinizi ve ara öğünlerinizi atlamayın.
  • Diyabet ilaçlarınızı her gün yaklaşık aynı zamanda alın.
  • He rgün yaklaşık aynı zamanda egzersiz yapın.
  • Doktorunuzla, öğünler, ara öğünler, ilaç ve egzersiz için size en uygun zamanlamayı konuşmalısınız. Diyabetiniz hakkında ne kadar çok bilgiye sahip olursanız, onu kontrol etmekte o kadar donanımlı olursunuz.
Yazdır

İlginizi çekebilecek diğer başlıklar:

Etiketler: , , , , , , ,

Kategori: Hormonal Sistem

  • RSS
  • Twitter
  • Facebook
  • YouTube