Yorgunluk

| Son gözden geçirme: 07/04/2011
Yazdır

Yorgunluk yerine göre çeşitli biçimlerde betimlenen bir durum­dur. Halsizlik, isteksizlik ya da “içe kapanma”, coşku ya da il­gi kaybı, enerji ve girişkenliğin azalması, uyuşukluk, bitkinlik gibi sözcüklerle anlatılır. Yorgun insan genellikle güçsüzlük duyar ve dinlenmek ya da uyumak ister.

Uzun süreli bedensel etkinliklerin ya da yoğun bir iş gününün sonun­da insanın yorgunluk duyması doğaldır. Yoğun düşünsel zorlanmaları ve şiddetli heyecanları izleyen yorgunluklar da olağandır. Böyle durumlar­da yorgunluğun nedeni belirli olduğundan insan genellikle hekime baş­vurma gereksinimi duymaz.

Oysa uzun süreli, yani kronik yorgunluk hiçbir koşulda olağan bir du­rum değildir. Bazen gerçek bir organik rahatsızlığa bağlı olarak ortaya çıkar, ama genellikle ruhsal kökenlidir ya da en azından ruhsal etkenler­den kaynaklanır.

Yorgunluk sürekliyse ve nedenleri saptanamıyorsa kesinlikle göz ardı edilmemesi gereken bir belirtidir. Bu durumda bir hekime başvurulma­lıdır.

Yorgunluk ve Bunaltı

---------- r e k l a m ----------

Sürekli bunaltı (anksiyete) içinde yaşayan hastalar akşamları yatarken ve sabahları uyandıklarında yorgunluk duyarlar. Çoğu “sürekli yorYORGUNLUKgun ve bitkin” olmaktan yakınır; ne dinlenme, ne de uyumayla bu tükenmişlik duygusundan kurtula­bilirler.

Bu tür derin yorgunluk duyan hastalarda bazen ani ve belirgin değişiklikler gözlenir. Yorgunluk ve bitkinlik duyan hasta bir anda kendini enerji dolu, güçlü ve her şeyi başarabilecek durumda görebilir. Dürtü ve güdülenimler ya da bir işle uğraşmak, duygusal bağ kurmak gibi özel ilgiler insana günlük yaşamın zorluklarını önemli ölçüde aşacak bir güç verir. Bunaltıya bağlı yorgunluğa genellikle baş ağrısı, uykusuzluk, yaygın ve gezici ağrılar, çabuk sinirlenme ve duy­gusal dengesizlik de eşlik eder.

Tıpta asteni ya da zafiyet adı verilen şiddetli halsizlik vücudun gücünü yitirmesidir. Genellikle ilgi ve coşku yitimine yol açan ruhsal çöküntüyle birlikte görülür. Yorgunluk duygusu ruhsal-bedensel yapıya ve yorulma eşiğine göre kişiden kişiye değişir. Ama asteni olağan yorgunluktan farklıdır. Olağan yorgunluk ağır ve uzun bir çalışmadan sonra duyulur; genellikle yeterli bir süre dinlenince geçer ve kişi yeniden gücüne kavuşur. Olağandışı bir yorgunluk durumu olan astenide ise uzun süre dinlendikten sonra bile aynı ölçüde yorgunluk duyu­lur. Asteni beynin kan dolaşımından sürekli alması gereken oksijen ve glikozu (şeker) alamaması durumunda ortaya çıkabilir. Örneğin kalp hastalıklarında kan dolaşımı etkilendiğinden kronik asteni gelişebilir. Kansızlık da beyne giden oksijen miktarını azaltır. Şeker ve Addison has­talıklarında her zaman asteni görülür. Başta böbreküstü bezleri ve hipofiz olmak üzere iç salgıbezlerinin işlev bozuklukları asteniye yol açabilir. Son bir asteni nedeni de yoğun heyecan ve ruhsal çatışmalardır. Psikoasteni adıyla anılan bu durum bir ölçüde kişinin yaşamında temel bir amacın yokluğundan kaynaklanır.

Dolaşım ve Sinir Sistemi Astenisi

Dolaşım ve sinir sistemi astenisi ya da kalp nevrozu, organik kalp hastalıklarıyla birlikte görülen ruhsal-sinirsel kö­kenli rahatsızlıklardır. Başlıca belirtileri nefes darlığı (boğulma duygusu), kalp bölgesinde ağrı, çarpıntı, bitkinlik, he­yecan ve genel olarak bedensel ya da duygusal etkinliklere uyum gösterme gücünün azalmasıdır. Ruhsal-sinirsel ne­denlere bağlı olduğu ve kalp ya da dolaşım sistemi hastalığı belirtileriyle ortaya çıktığı için kalp nevrozu olarak adlandırılır.

Hastalığın temel nedeni, çocukluk dönemindeki ruhsal sorunlara bağlı derin bir güvensizlik duygusudur. Hastanın ay­rıntılı yaşamöyküsünde geçmişteki ruhsal yıkımlara, ciddi yanlışlara, uzun süreli belirsiz hastalıklara ya da okul ve iş yaşamında kesintilere rastlanır. Dolaşım ve sinir sistemi astenisinin gelişiminde ruhsal ve kalıtsal etkenlerden hangisi­nin daha belirleyici olduğu günümüzde de tartışmalıdır.

Sinir sistemi astenisi Nevrasteni sözcüğü sinirsel yorgunluk anlamına gelir. Tıpta bu terim bedensel hareket ve yorgunluklarla ilişkisi olmayan “sinirsel” kökenli bedensel güçsüzlük için kullanılır. Nevrasteninin çok sayıda belirtisi vardır. Başlıca duyusal bo­zukluklar arasında artkafa bölgesinde baş ağrısı, rahatsız edici duyum­larla birlikte kırıklık, sinir ağrıları (nevralji), gürültülerden korkma, ir­kilme, baş dönmesi sayılabilir. Başlıca işlevsel bozukluklar sindirim zorluğu ve kabızlık, başlıca kalp-dolaşım sistemi bozuklukları ise düşük tansiyon, kalp ağrıları ve bilinç kaybıdır. Sinirsel-ruhsal bozukluklar arasında da ruhsal çöküntü, bellek ve dikkat zayıflığı, özellikle sabahları yorgun uyanma, irade kaybı (abuli), uykusuzluk ve cinsel etkinlikle ilgili bozukluklar yer alır. Bu kadar çok ve çeşitli belirtinin bir arada görül­mesi tablonun iyice karışmasına yol açar. Dolayısıyla hastanın ailesi ve hekimi de çoğu kez ona gereken önemi vermez. Ailesi hastanın yakınma­larının düşsel olduğunu düşünür; hekim ise çoğu zaman en çok göze çar­pan belirtileri tedavi etmekle yetinir. Yorgunluk başlı başına derin araş­tırmalar gerektiren bir belirti değildir. Ama dikkatle değerlendirilmeli ve izlenmelidir, çünkü bazen önemli hastalıkların belirtisi de olabilir.

Nevrasteni Hastalarına Nasıl Yaklaşılmalı?

İlk akla gelen genellikle hastaya kesin dinlenme önermektir, ama bu öneri yanlıştır. Dinlenme sırasında hastanın düş gücü daha kolay çalışır; hastalık hastalığına kapılma, kendine dönük çözümlemeler yapma, takıntılarla uğraşma, aşırı kendini dinleme ve umutsuzluğa düşme olasılığı artar. Oysa fazla yorucu olmayan uğraşlar her zaman olumlu etki gösterir. Hafif jimnastik ve spor yapmak, kısa ve rahat yolculuklara çıkmak çok yararlı olabilir.

Nevrastani genellikle “düşsel bir hastalık” olarak değerlendirilir; ama aslında hastanın gerçek sıkıntıları, acıları, rahatsızlık ve ağrı verici duyumları vardır. Hiçbir şeyi olmadığını, çalışması gereken bir korkak olduğunu, her şeyi abarttığını söylemek ikinci kez büyük bir yanlış yapmaktır.

Nevrasteni hastası tedavi edilmelidir. Hastalığı ortaya çıkaran ruhsal nedenlerin, bunaltı ve güvensizliğin ortadan kalkması için psikoterapi gereklidir. Bunun yanısıra bazı yatıştırıcı, çöküntü giderici (antidepresif) ve güçlendirici ilaçlar da verilebilir.

Yazdır

İlginizi çekebilecek diğer başlıklar:

Etiketler: , , , , , , ,

Kategori: BELİRTİLER

  • RSS
  • Twitter
  • Facebook
  • YouTube